10 dalda Oscar adayı ve en iyi film kategorisinin favorilerinden The Brutalist, savaştan kaçarak ABD' ye sığınan bir mimar olan Laszlo Toth'un hikayesini anlatıyor.
Hayatımız Sinema
Önemli Uyarı : Bu yazı filmin bazı sürprizleri hakkında ipucu ve bilgiler içerdiğinden filmi izlemeden önce okunması tavsiye olunmaz.
Filmekimi kapsamında görme şansı yakaladığım The Substance/Cevher izleyicisine soruyor : "Hiç kendinizin daha iyi bir versiyonunu hayal ettiniz mi?" Bu soruya cevap arayışlarından yola çıkarak hikaye akışı anlamında oldukça uzaklara yayılıyor. Başkarakterimiz Demi Moore'un canlandırdığı Elisabeth Sparkle, TV'deki bir aerobik programının yıldızı. 50. yaş gününü kutlamaya hazırlanırken, artık eskisi gibi görünmediğinin farkında ancak hala halinden memnun. Program ve kendisi hala belli düzeyde ilgi görüyor. Durumun düşündüğü gibi olmadığını tuvaletteyken içeri giren hırslı ve acımasız program yapımcısı Harvey'in konuşmasına kulak misafiri olduğunda anlıyor. Zaten kısa süre sonra da kapının önüne konuyor. Bunun hemen sonrasında gizemli bir laboratuvar ile yolları kesişiyor...
Kingdom of The Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi: Yeni Krallık), bilindiği üzere geçtiğimiz hafta gösterime girdi. Film, 2011'de başlayıp tamamlanan üçlemenin finalde bıraktığı noktada, yani Sezar'ın ölümü ile başlıyor. Hemen sonrasında, uzun yıllar sonrasına gidiyoruz. Yeşil doğa görüntüleri içerisinde yeni serinin başkahramanı olacak maymun Noa'yı tanıyacağımız bölümler başlıyor.
Tereddüt Çizgisi, yönetmeni Selman Nacar'ın ilk filmi İki Şafak Arasında ile temasal ve sinemasal tercihler anlamında ortak noktalara sahip. İki filmin öyküsü de kısıtlı bir zaman diliminde geçiyor. İki filmde de ana karakterler çok ciddi vicdani, ahlaki kararlar almak, belli konularda tercihler yapmak durumunda kalıyorlar ve sonuç noktasında tercihleri ne yönde olursa olsun işin içinden alınları ak, huzurlu bir şekilde çıkamayacakları bir durumun ortasında kaldıklarını fark ediyorlar.
Cadı, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı romanından uyarlanan, 84 doğumlu yönetmen Erman Bostan'ın ilk filmi olma özelliğini de taşıyan ilginç bir iş. Film, son derece çarpıcı ve umut vadedici bir açılış sahnesiyle başlıyor. Filmin geri kalanında da etkileyici gerilim sahneleri izleyebileceğimiz umuduyla en azından beni koltuğa çivileyen sert bir açılış olduğunu belirtmeliyim.
Önemli Not: Bu yazı filmin kimi sürprizlerini ele verebileceğinden, film izlenmeden önce okunması tavsiye olunmaz.
Geçtiğimiz yılın en çok beğenilen filmlerinden All Of Us Strangers, ülkemizde vizyonu pas geçerek Disney+'ta geçen çarşamba günü itibarı ile gösterime girdi. 45 Years, Lean On Pete, Weekend gibi filmleri ile dikkat çeken yönetmen Andrew Haigh, Taichi Yamada'nın Strangers isimli romanından senaryoya uyarladığı filmde fantezi ve gerçekliği iç içe geçirdiği farklı bir öykü ile karşımıza geliyor.
Oscar adaylıkları ile çok konuşulan Alexander Payne imzası taşıyan The Holdovers / Geride Kalanlar, ödül haftasında ülkemizde de vizyona girdi. Filmin hikayesi, noel tatilinde gidecek yerleri olmadığı için okulda kalan öğrenci Angus, öğretmeni Paul ve baş aşçı Mary'nin arasında yaşananlara odaklanıyor.
Aldığı 11 Oscar adaylığı ile dikkat çeken Poor Things / Zavallılar, Londra'da geçen siyah-beyaz ilk bölümlerinde bizi aslında pek açıklama yapmadan öykünün ortasına atıveriyor. İlk sahnede intihar eden bir kadın görüyoruz. Hemen peşinden ise bir tür android gibi hareket eden Bella ve onun "yaratıcısı" diyebileceğimiz Doktor Baxter ile tanışıyoruz. Bir süre sonra doktorun çağının çok ilerisinde, tuhaf ameliyatlar yaptığını anlıyoruz. Bunlardan birini üzerinde denediği Bella ile aralarında bir çeşit tanrı-kul ilişkisi olması dikkatimizi çekiyor.
Geride kalan yılın çok konuşulan filmlerinden Anatomy Of A Fall, cevaplardan çok soruların, çözümlerden çok gidiş yollarının önemli olduğu muammaların ortasında bizi bırakan filmlerden. Altın Palmiye'yi de kazanan film, bugüne kadarki filmleri çok da fazla ilgi çekmeyen Justine Triet'in dördüncü uzun metrajı.
***SPOILER****
Not: Yazı filmin bazı sürpriz gelişmelerini ele verebileceğinden izlemeden okumamanız tavsiye olunur...
Zeki Demirkubuz'un yeni filmi Hayat, "bu film neyi anlatıyor" diye sorulduğunda birkaç cümleyle cevap vermenin zor olduğu türde filmlerden biri. Tıpkı ismi gibi, hayatın içindeki hemen herşey var belki de filmde: Aşk, acı, ölüm, cinayet, intihar, gözyaşı, mutluluk...
David Fincher'ın Netflix'te gösterime giren en yeni filmi The Killer, film boyu adını öğrenemediğimiz bir kiralık katilin hikayesini anlatıyor. Aslında belki hikaye demek bile yer yer çok mümkün değil. Baştan sonra katilin iç dünyasına ortak oluyor, onunla birlikte mekan mekan karanlık dünyasının içinde geziniyoruz diyebiliriz.
UYARI : Bu yazı filmin kimi sürpriz gelişmelerini açığa vuruyor olabileceğinden film izlenmeden okunmaması tavsiye olunur.
Prömiyerini 41.İstanbul Film Festivali'nde yapan Soner Caner imzalı Mukavemet, 21 Temmuz tarihinden itibaren MUBI'de gösterime girdi. Tek plan olarak tasarlanıp çekilen film, başkarakterlerden Rahmi'nin telefonda annesi ile yaptığı konuşmalar sırasında mahalle bakkalına uğrayıp yavaş yavaş kız arkadaşı Ecem'in evine doğru gitmesi ile başlıyor. Malum, o eve girdikten sonra bir daha finale kadar da içeriden çıkamıyoruz.
Christopher Nolan'ın merakla beklenen yeni filmi Oppenheimer dünya ile aynı anda Türkiye'de de vizyona girdi. Nolan,tarihin tartışmalı kişiliklerinden birinin hikayesini hızlı ve iç içe geçen kurgu metoduyla anlatmayı tercih ediyor. 2005 tarihli American Prometheus isimli biyografi kitabını temel alan Nolan, bir tarafta kapalı bir sorgulama sürecinde, Oppenheimer'ın Atomik Enerji Komisyonu'nun sorgulamasına tabi tutulduğu bir süreci, diğer yanda ise siyah beyaz sahnelerle bu komisyonun başkanı Lewis Strauss'un bakış açısı ile Oppenheimer'ın savaş sonrası yaşadıklarını anlatıyor.Hayli dinamik ancak bir o kadar da kafa karıştırıcı olabilecek bir kurgu bu. Dikkatinizi tam olarak toplamadığınızda birçok detayı kaçırabilirsiniz. Zira bu iki ana bölümün içerisinde değinilen konulardan yola çıkılarak geçmişe dönülen anlarla ilerliyor film. Ancak diğer taraftan da Nolan'ın anlatımının seyiriciyi yakalayan bir tarafı var. Oppenheimer'ın atom bombasının yapım sürecindeki görüntüsü, sonradan deneme aşamasından itibaren yaşamaya başladığı gerilim ve korku ve nihayet "felaket" sonrasında tamamen değişen tavrı ile bizi yakalıyor. Zira Amerikan hükümeti ve medya tarafından bir halk kahramanı ilan edilmiş ancak kendi içinde yaşadığı suçluluk duygusu ile içten içe kavrulan bir adamın hikayesi bu neticede.
Özellikle Bill Nighy'nin Oscar adaylığı ile isminden fazlasıyla söz ettiren Living / Yaşamak bu hafta vizyona girdi. Film, hayatını sıradan bir memur olarak yaşamış, düzenli işine gidip çalışarak geçirmiş bir adamın kanser olduğunu ve en fazla 8-9 ay ömrünün kaldığını öğrenmesiyle geçirdiği değişimi anlatıyor.