4 Mayıs 2015 Pazartesi

Citizenfour




  Vizyon gösterimi süren Citizenfour, 2013’te NSA çalışanı Edward Snowden’ın, kuruluşun yaptığı yasadışı dinleme ve izlemeleri belgeleriyle açığa çıkarması sürecini anlatan soluk soluğa bir belgesel. Hatırlanacağı gibi Akademi Ödülleri’nden de En İyi Belgesel ödülüyle dönmeyi başarmıştı.  


  Film, Snowden’ın Citizenfour takma adıyla, belgeselci Laura Poitras ile mail yoluyla iletişim kurarak çalışanı olduğu kurumun yaptığı yasadışı dinlemelerden bahsetmesiyle başlıyor. Giriş bölümünden sonra, filmin uzun bölümünün geçeceği, en çarpıcı kısma geliyoruz. Poitras, yanına gazeteci ve avukat Glenn Greenwald’u da alarak henüz kimliğini bile bilmedikleri Snowden ile Hong Kong’ta buluşmaya karar veriyor. Snowden otelde kaldığı süre boyunca Poitras tarafından kameraya alınıyor. Burada onlara belgeleriyle dinleme ve izlemelerin nasıl yapıldığı konusunda bilgiler veriyor. Aynı bölüm içinde Greenwald’un CNN’e bağlanarak olayı, bilgi kaynağının adını vermeden açıklayışını izliyoruz. Olay medyada yavaş yavaş artan bir tepki yaratıyor.Zaten Snowden’ın amacı da bu. Medyayla beraber ilerlemek istiyor. Zira yaptığı, malum, son derece riskli bir iş...

  Film öncelikle dünyanın her tarafından milyonlarca sıradan insanın mail ve sosyal medya hesaplarının izlenişini, telefonlarının dinlenişini göstererek bizi büyük bir paranoyaya itiyor. Diğer yandan, bir devletin kendi vatandaşlarının sözde iyiliği için, kişilerin mahremine girme hakkını kendinde bulmasını göstererek  izleyeni, düşünmeye itiyor...

  Filmin duygusal açıdan en çarpıcı bölümleri ise şüphesiz Snowden’ın neredeyse tüm Amerika tarafından aranan bir adam haline geldikten sonra, Hong Kong’taki otelden iki avukat tarafından çıkarılmak üzere gelinişi öncesi otelin içindeki hazırlıklarını gösteren bölüm. Burada Snowden’ın tüm sakin görüntüsüne rağmen içten içe hissettiği ve yüzüne yansıyan endişesine tanık olmak ilginç. Filmin en büyük özelliği ise tarihi bir olayın başlayışını, belgelerin sızma anını, alınan belgelerin medyaya ilk verilişini, etkisinin büyüyüşünü ve “aranan adam” haline gelen Snowden’ın ortadan kaybolmak üzere otelden ayrılmasını direkt olarak gözümüzün önüne getirmesi. Sinema ile gerçeklik arasındaki perdenin ortadan kalktığı ve direkt “gerçekliği” film olarak izlediğimiz bir yapım bu...



  Snowden’ın “kaçışı” sonrası, Laura Poitras ve yanındaki gazetecilerin de izlenmesine, baskı altında kalmasına da son bölümlerde tanık oluyoruz. Onlar da uzun süre ABD’ye giriş yapamıyorlar. Zira girer girmez göz altına alınmaktan çekiniyorlar. Hatta bir yerde Greenwald bunun “en iyi senaryo” olduğunu bile söylüyor...

  Olayı bir kenara bırakıp tamamen sinemasal pencereden baktığımızda da Citizenfour’un çok önemli bir iş başardığını görüyoruz. Sinema ila gerçekliğin arasındaki perdeyi kaldırışı, tarihi bir olayı bize anbean izletişi çok önemli. Ancak Laura Poitras’ın başarısı sadece bununla sınırlı değil. Filmin kurgusu da çok başarılı. 2 saate yaklaşan süre boyunca seyircinin dikkatini hiç dağıtmıyor. Zira bizi art arda belgelere ya da teknik detaylara boğup bırakmıyor. Bahsettiğimiz avukatların gelişinden önceki sahnelerde, yine finaldeki Greenwald ile Snowden’ın, dinlenme tehlikesinden dolayı, önemli kısımlarda konuşmayı bırakıp kağıda yazarak konuşmayı tercih ettikleri bölümde, hem filme duygusal bir derinlik katıyor hem de olayın etkileri ile ilgili çok şey söylemeyi başarıyor. Film, bir belgeselden ziyade gerilim filmi havasında ilerliyor. Üstelik bu adeta “canlı yayında” izlediğimiz bir gerilim filmi olduğu için filmi izlerken yaşadığımız gerilim, normal bir gerilim filmi izlerken yaşadığımızdan çok daha farklı bir tat barındırıyor.

  Citizenfour, son yıllarda oldukça yaratıcı, farklı işler çıkarmakta sıkıntı çekmeyen belgesel türünün bu seneki en etkili örneği. Bunun yanı sıra  genel olarak da yılın en iyi filmlerinden biri. Bence kaçırılmamalı...

              Değerlendirme : 4 / 4

1 yorum:

  1. mükemmel ama izlemesi oldukça zor bir filmdi, her şeyi takip etmek ve yapılanın değerini anlamak insanımız için biraz zor olacak bana sorarsanız.

    YanıtlaSil