23 Ocak 2010 Cumartesi

Sherlock Holmes (2009)


Guy Ritchie, ilk iki filmiyle yaptığı harika girişin ardından çıtayı öylesine aşağılara çekti ki, açıkçası bu filmden çok fazla birşey beklemiyordum ne yalan söyleyeyim. Ama filmin vizyona girmesiyle birlikte aldığı övgüler beni yeniden meraklandırdı ve bu merakla koyuldum izlemeye..

Herşeyden önce Guy Ritchie, yönetmenlik açısından yılın heyecan verici işlerinden birine imza atmış. Hareketli kurgusu, akıllardan kolay çıkmayacak bazı mizansenleri, düşmeyen temposuyla tam bir sinema zevki sunuyor izleyicisine. Katıksız bir sinema zevki hem de. Evet, orta bölümlerde film belki biraz yorucu hal alıyor olabilir ama, filmin finalini gördüğümüzde bunun boşa olmadığını anlıyoruz. Oldu bittiye gelen gereksiz bir sürpriz finalin peşinden koşmayan Ritchie, finalde ulaşılacak çözümlemenin tüm ayrıntılarını bize film boyunca veriyor aslında. Böylece finalde açıklanan sürpriz, tam da polisiye öyküye yakışacak bir şekle bürünüyor...

Sherlock Holmes karakterini ele alış biçimi, tipik Sherlock hayranlarını memnun etmeyebilir, bu bir gerçek. Ancak ben Guy Ritchie'nin bu noktadaki kararının da son derece isabetli olduğunu düşünüyorum. Ritchie'nin Sherlock'u tam da günümüz polisiye/aksiyon kahramanlarının olması gerektiği gibi bir hal almış. Umursamaz, rahat, esprili, soğukkanlı..Robert Downey'in de bu karakteri başarıyla canlandırdığını belirtmek gerek...


Filmini bana kalırsa alt metinsel olarak da son derece sağlam bir zemine oturtmuş yönetmen. Filmin içinde birçok görsel öğe aracılığıyla dönemin gelişen teknolojisine vurgu yapılıyor. Sherlock'un bu filmdeki düşmanı Blackwood ise bu gelişen teknoloji ve hızla temelleri atılan kapitalizm ortamında bir nevi 'sistem karşıtı' adam olarak karşımıza çıkıyor. O dönemin yapısı içinde 'gericiliği' fazlasıyla hatırlatan bir kimlikte kendisi. Finale geldiğimizde ise onun gerçek yüzünü görüyoruz. Günümüzün siyasi temeline oturuyor film bu noktada sanki. Bir noktada ABD ve destekçisi diğer güçlü ülkelerin tüm dünyaya yaydığı kapitalizm , diğer yanda ise bu sisteme karşı çıkmak için uğraşan tek güç olan, kendi içlerinde milliyetçi ve militarist ülkeler. Ritchie bir anlamda, 'evet bu sistem kötü ama karşı çıkan bu ülkelerin karşı çıkış biçimleri de dünyayı bir yere getirmeyecek' diyor. Bu muhalif ülkelere, 'daha iyi muhalefet yapın diyor'. Tower Bridge'deki kapışma sahnesinin arkasından en sonda gelen bölümle ise kapitalist ülkelere bu şekilde yani savaşarak, yıkıp geçerek bir yere gelemezsiniz, bunun ardı arkası kesilmez demeye getiriyor. Tabi bu kısmı devam filmleri için bırakılan bir açık kapı olarak görüp geçmek de mümkün ama ben öyle düşünmüyorum..

Sherlock Holmes, hem biçimci yönetmenliği, hem iyi yazılmış senaryosu ve polisiye öyküsüyle hem de yenilikçi bir şekilde çizilen başkarakteriyle kayıtsız kalınamayacak kadar iyi bir film...

Filmin Notu: 3 / 4
IMDB Sayfası

0 yorum:

Yorum Gönder