29 Kasım 2010 Pazartesi

Film Socialisme (2010)


Son olarak aldığı Onur Oscar'ı ve törene katlıp katılmayacağı ile gündeme gelen Godard'ı, tam 6 yıldan sonra yeni bir yapımla izlemenin heyecanı ile kuruldum filmin başına. Usta, Notre Musique ile bıraktığı yerden devam ediyor sanki. Dünyanın, özellikle de Avrupa'nın gidişatı, kurtuluş umudunun varolup olmadığı, düşler, Patti Smith, perdeden akıp gidenler...

Herhangi bir Godard filmi izleyenler tahmin edebilirler ki bir Godard filmini yazmak pek kolay değildir. Yazının başında bunu peşinen kabullenmek gerekiyor sanırım. Godard'ın bu yeni filmi de tıpkı önceki filmi Notre Musique gibi üç farklı bölümden oluşuyor. Bu üç kısmın öykü anlamında birbirleriyle herhangi bir bağlantısı yok. İlk bölümde farklı milletlerden insanları içinde barındıran bir geminin yolculuğuna tanık oluyoruz. Kendi aralarındaki diyaloglar ve geminin uğradığı mekanlar hayli önemli. Öte yandan gemideki kalabalığın dans sahnelerinde, Godard'ın ses bandındaki rahatsız edici kullanımı ve görüntüleri bulanıklaştırması da manidar. Godard, çok daha kişisel filmler çekmeye başladığı ikinci döneminin başından itibaren olduğu gibi yine hiçbir şey anlatmıyor gibi görünürken çok şey anlatabiliyor. Gemi yolculuğu ve muhabbetler ilerledikçe, o içinden denizin ya da hiçbir şeyin görünmediği boğucu kamaralar, çok az sayıda insanın bulunduğu boş ve yalnız sayılabilecek güverte, Patti Smith'ın elinde gitarıyla gemideki ilerleyişleri çok hüzünlü bir hal almaya başlıyor. Para kavramı da bu bölümün önemli unsurlarından. Deniz ve para arasında kurduğu bağ, İspanya'dan Filistin'e kaçırılan paralar vs...

İkinci bölümde bir aile ile birlikteyiz. Çocukların, ebeveynlerden beklediği şeyler var. Ebeveynlerin de hayalini kurduğu şeyler. Ailenin kendi içindeki, dışa kapalı, tuhaf gibi görünen ama eşitlikçi ve özgürlükçü yapısı sosyalizmi ve komünizmi çağrıştırıyor. Ancak bir muhabir ve ekibinin, ebeveynlerin önlerindeki bir beklentisi ile ilgili olarak ailenin içine karışmaya başlaması ailenin kendi içindeki bu yapısını bozuyor. Bu ikinci bölümün, ailenin sanata meraklı, hayli entellektüel CCCP tişörtü giymiş ufaklığını da düşünürsek sosyalizmin çöküşü ile ilgili olduğunu, Sovyetlere gönderme yaptığını söyleyebiliriz.



Son bölümde yazılar ve görüntüler eşliğinde değişik savaş ve katliamlara tanıklık etmiş farklı yerlere gidiyoruz. Aynı zamanda bunlar zaten geminin de uğradığı yerler : Napoli, Odesa, Barcelona, Mısır, Yunanistan ve Filistin. Tabii gemi Filistin' e uğramak isterken 'giriş yok' yazısı bizi karşılıyor ilk bölümde. Bu son bölümde ise tüm bu yerler ile ilgili çeşitli bilgiler, kimi alakalı ve alakasız gözüken görüntüler eşliğinde veriliyor. Bu katliamlar üzerinden insanlığa sesleniyor gibi Godard. Notre Musique'in Cehennem ve Araf'tan sonra gelen üçüncü bölümü Cennet'i anımsatan bir bölüm burası bu filmin çözümü açısından. Tabii hissiyat açısından ise tam tersi. Çünkü orada Cennet, filmi kısmen de olsa huzura erdiren bölüm iken burada son bölüm, tam tersi olarak filmi karanlıklaştırıyor.

Godard, hala dünya meseleleri üzerine düşünüyor, ilginç şeyler söyleyebiliyor. Film Socialisme, belki yapı olarak en çok benzediği Godard filmi Notre Musique kadar güçlü olmayı başaramıyor ama yeterince orjinal, ilgi çekici ve tekrar tekrar izlenmeye değer...

Filmin Notu : 4 / 4

0 yorum:

Yorum Gönder